Hinduizm’de Evren Tasavvuru

Loading

Giriş

Hinduizm, Hindistan ve civarında etkili olan, kültürel anlamda zengin bir inanç sistemidir. Bu inancın ne zamandan beri var olduğu ile alakalı ihtilaflar olsa da ortaya çıkışı konusunda net bir tarihe rastlamıyoruz, ancak 6. yüzyıldan beri sistemleştiği ve kitaplaştığını görürüz.[2] Günümüzde de yaklaşık 1,2 milyar Hinduizm mensubu vardır ve genellikle Hint ve Asya bölgelerinde rastlanır. Hinduizme tepki olarak doğan bir doktrin olan Budizm M.Ö. 4. yüzyıllara dayandırılmaktadır, hakeza Budizm’in de günümüzde 500 milyona yakın takipçisi vardır.

Çok tanrılı bir din olan Hinduizm’de diğer dinlere göre daha farklı bir evren ve tanrı tasavvuru bulunmaktadır. Mesela çok tanrılı olmasının yanında atman-brahman özdeşliği, Vedalar, kast sistemi, avatara gibi Hinduizm’de önemli yer kaplayan -Vedalarda geçer-  kavram ve konular bu dinin temelini oluşturmaktadır. Aynı zamanda Hinduizm’e reaksiyoner bir doktrin olarak ortaya çıkan Budizm’de de bahsedilen bazı kavramlar -özellikle karma ve samsara- Budizm’de de büyük bir yeri vardır ve bilhassa alışılagelmişin dışındadır. Birçok dinde ahiret inancı vardır, Hinduizm’de ise diğer dinlere göre daha farklı bir ahiret anlatısı bulunmaktadır. Kültürel bir din olması bu sebeplerde çok önemli bir yer tutmaktadır. Yazı içerisinde bu kavramları teferruatla aktarmaya gayret göstereceğiz. Yani bu metindeki ana gayemiz Hinduizm’de -hakeza Budizm’de de- evren tasavvurunun kalbi olan  ‘dharma’ ve beraberinde ‘karma’-‘samsara’ ikilisinin üzerinde durmak suretiyle Hint dinlerinde evren tasavvuru konusunu işlemektir.

1. Hinduizm’de Evren Tasavvuru

a. Temel Kavramlar

Külli baktığımız zaman dharma, yuga, mokşa bağlantılı ifade ve kavramların olduğunu görmekteyiz. Ana gayemiz ise bu kavramlar ağının aksamını ve iddiasını ortaya koymakla beraber tamamen bu dine reaksiyon olarak çıkan Budizm’i de ele almak ve bunları farklarını ortaya koymaktır.

Bahsedeceğimiz kavramlar içinden belki de en çok geçecek olan ve merkez kavramlardan biri olan “dharma”dır. Hinduizme göre aydınlanan bilgelerin yazdığı ve nesilden nesile aktarılan Bhagavat Gita da bünyesinde bu kavrama genişçe yer vermektedir.

Kelime anlamı olarak dharma; kanun, yol, yasa din, ebedi din gibi anlamlara gelir. ‘Dharma’nın ne olduğunu kavramamız makalenin gidişatı açısından önem arz etmektedir.  Dharma, bütün yaşamın, doğumun ve ölümün açıklamasıdır; doğumun ölüm, ölümün de yeni bir hayatta doğum olduğunu bize ifade etmiştir:

                        Doğumdan sonra ölüm gelir, bu gerçek

                        Ölümden sonra doğum olur, bu kesin

                        demek ki bu olağan geliş gidiş

                        kendini bu yüzden üzmemelisin

önce ortaya çıkmamıştı varlık

sonra ortaya döküldü varlıklar

bunlar yine yokluğa karışacaklar

bu böyle, üzülmeye ne gerek var[3]

“Farklı hayatlara sürekli başlayış ve geçiş kişinin bilincini ve kişiliğini nasıl koruyor?” sorusuna açıklık getirmek için Atman-Brahman ilişkisine ihtiyacımız olduğu su götürmez bir gerçektir, bu iddiayı önümüzdeki sayfalarda daha detaylı açıklayacağız, ancak kısaca açıklamak gerekirse şöyle diyebiliriz: Brahman her şeyin içinde olan öz, atman ise ruh gibi kendi benliğimizdir. Ve dharma ise bu Atman-Brahman ilişkisi içerisinde olan döngülü evrenin yasasıdır, Dharma Anayasası 2 maddeye ayrılmış bir şekilde kabul edilir: Karma ve Samsara. Burada duracağımız konu makalenin çekirdeğini açıklamaktadır ve bu kısmı tam olarak tanrı tasavvuru da bittiğinde tespit kısmında külli bir şekilde ele almamız mümkün olacaktır.

Bu yasaları bir nebze daha anlayabilmek için Hinduizm kültüründeki kast sistemini açıklamamız gereklidir. Hindistan’ın benimsediği kast sistemi Brahmanlar (ruhban sınıfı), Kşatriyalar (yönetici ve askerler), Vaisyaslar (tüccar ve işçi sınıfı), Sudralar (köle sınıfı) ve halka dahil olmayan paryalar (yetim ve kimsesizler) şeklindedir. Ve bu kast sisteminin bir parçası olarak doğan kimsenin yapması gereken şey ise başka kişilerin değil, kendi görevi neyse onu yapması ve böylece sonraki hayatında kast sisteminde yükselmesi ve ruhban sınıfına ulaşabilirse o zaman belki kurtuluşa erişebilir mantığıdır, bu Bhagavat Gita’da yer bulmuştur:

                        Şudralar, vaişyalar ve kadınlar

                        Doğuştan aşağı sayılsalar da

                        Bana yönelirler sığınarlarsa

                        En yüce katıma bile çıkarlar

                        Geri mi kalmalı bu kimselerden

                        Saygın  kşatriyalar, inançlı brahmanlar

                        Acı dolu geçici dünyadayken

                        Bana ulaşmaya çalışmalılar.[4]

Örneğin bir yağ hırsızı güve olarak doğacak, ancak mücevher hırsızı ondan daha iyi bir konumda, yetim olarak doğacaktır.[5] Hint kültüründe bu kast ve toplum bir bedenin parçaları gibidir ve emir ve yasakların dışında herkesin bir görevi vardır, mesela brahman tüccarlık yapamaz, sudra askerlik yapamaz hatta parya diğer insanların yanına bile yaklaşamaz ve göz teması kuramaz.                                                                                  

a.1.) Karma

Tüm dinlerde olduğu gibi Hinduizm’de de bir evren tasavvuru ve açıklaması vardır, ve bu açıklamalar belirli yasalar içindedir. Hinduizmin kurallar bütünü olan Dharma’nın bünyesinde olan iki yasadan biri Karmadır. “Hinduizme göre evrenin işleyiş yasalarının Tanrı’dan tamamen bağımsız olduğu düşüncesi özellikle evrensel karma anlayışında ortaya çıkar. Böylece varlıkların gelecekleri ve geçmişleri, herhangi bir “şey”in etkisinin söz konusu olmadığı karma (sebep-sonuç yasası) tarafından belirlenir.”[6] Bu demek oluyor ki yasa mutlaktır ve herkesi bağlar, dolayısıyla bu bir sebep sonuç yasası demek isabetli olacaktır. Az önce bahsettiğimiz kast sistemi ve hırsız örneği cezalandıran kurum Karma’dır. Her varlığın yaptığı eylemler mekanik bir sistem ile varlığın o andaki kritik pozisyonunu belirler. Bu genel yasa özellikle ölümden sonraki hayat söz konusu edildiğinde oldukça netleşir. Buna göre varlıklar bu dünyada yaptıkları sonucunda eğer kötülükleri ağır basan bir hayat yaşamışlarsa daha kötü bir varlık kalıbında yeniden dünyaya gelirler (ruh göçü). Her varlık kalıbı kendisi için belirlenen kurallara uymadığı sürece yeniden doğuş döngüsü devam edecektir.[7]

a.2.) Samsara

Dharma’nın diğer yasası olan Samsara, bütün bu Dünya’nın, düzenin yenilenmesi ve kişinin kurtuluşa erene dek burada sürekli bir şekilde doğup, yaşayıp ölmesi ve döngünün tekrarlanmasıdır.

Maya (illüzyon) bir anlamda bir oyunun sergilendiği sahne fonksiyonunu üstlenir. Varlıkların yeryüzündeki amacı mayanın tuzaklarından kurtulmak olmalıdır. Mayanın en tehdit edici tuzağı, varlığı sonsuza kadar yeryüzüne gelmeye mahkûm eden ruh göçüdür (samsara). [8]

                        önce ortaya çıkmamıştı varlık

                        sonra ortaya döküldü varlıklar

                        bunlar yine yokluğa karışacaklar

                        bu böyle, üzülmeye ne gerek var[9]

Görüldüğü üzere Hinduizm’de dairesel bir zaman döngüsünde çekip çevrilen bir evren tasavvuru gözlemliyoruz. Buradaki kurtuluştan (mokşa) önümüzdeki sayfalarda bahsedeceğiz. Ayrıca önceki bölümde kast sistemi ve evren mekanizmasından bahsetmiştik, şimdi ise bu tasavvurun tanrı tasavvuruna göz atmakla beraber büyük resme daha da yaklaşmayı amaçlıyoruz.

b. Hinduizm’de Tanrı Tasavvuru

Çoğu dinde “tanrı” kavramı kendine bir yer bulmuştur, hakeza Hinduizm’de de durum bu şekildedir. Hinduizm politeist (çok tanrıcı) bir düşünce benimsemiştir. Aynı zamanda Hint kültüründe de yeri olan bu anlayış, her bölgenin kendi tanrısına sahip olmasına kadar gitmiştir. Ancak göze çarpan ve evren tasavvuruna etkisi olan üç büyük tanrı vardır diyebiliriz çünkü tarih boyunca bu anlayış ve ana akımın değişmesi sık sık görülür: “Hinduizmin temel öğretileri kutsal kitapların gelişimine paralel olarak şekillendiği için bize bir “aynılık” sunmaz, değişkendir.”[10] O üç tanrı şunlardır:

  1. Şiva: Yok edici tanrı olarak bilinir. Bu kısımda yanlış anlaşılmaması gereken noktalardan biri de Şiva’nın şeytan ya da kötü bir karakter gibi bir imaj çizmediğidir, çünkü az önce de bahsettiğimiz üzere yok oluş ve doğuş kavramı olağandır.
  2. Krişna: Koruyucu tanrı olarak bilinir, Bahagavat Gita’nın geçtiği hikayenin önder ve ana karakteridir, özellikle halk tarafından en sevilen ve güçlü gösterilen tanrıdır.
  3. Brahma: Birtakım mitlerde Krişna’nın hapşırığından doğduğu anlatılan Brahma, yaratıcı tanrı olarak bilinir. Kendisinin de ömrü bitene kadar yüzlerce dünya yaratır, ancak o da samsaradan kaçamadığı ve tâbi olduğu için ölüp tekrar doğduktan sonra durmadan yaratmaya devam eder. Şüphesiz bu tanrı da Hinduistlerin  en önemli tanrılardan biri olarak kabul edilir.

Atman-Brahman

Atman-Brahman ilişkisini anlamak Dharma’yı anlamak için en büyük anahtardır ve Hinduizm’in en temel kavramlarındandır. Bu konuyu nokta atışı açıklamalarından biri belki de şudur:

Brahman, uzayı/boşluğu, zamanı ve nedenselliği bütünleştiren ve uyumu sağlayan mutlak gerçektir. Atman ise bir beşerin, benin, canlı ya da cansız tüm varlıkların bu en içindeki olan güçtür (özdür). Bu şekliyle Atman aynı zamanda Brahmandır. Mutlak varlık yukarılarda veya başka yerde değil, bizzat bizim içimizdedir. Bu yüzden başka yerde kişi kendi içinde aramalıdır[11]

Biz de bu yerinde ve oturaklı tanıma katkı yapacak olursak: bütün “şey”lerin içindeki özün bir olduğu ve her ne kadar o öz farklı suretlere tekabül etse de o öz mutlaktır ve birdir, ister tanrı olsun, ister insan veya bitki. Brahman ise bu özün ve fiziğin dışında kalan, metafiziksel alemin gerçeğidir diyebiliriz. Fakat alemden bahsettiğimiz zaman aslında Atman ve Brahman’ın çok da farklı şeyler olmadığını görüyoruz, karma ve samsara gibi birbirini tamamlayan şeyler olduğunu tespitini yapabiliriz.

c. Ahiret İnancı

 c.1.) Yugalar

Önceki kısımlarda da bahsettiğimiz üzere dünya hayatı dönüşlü ve sürekliydi, ancak bu hayatların yaşanış mekanizmasının benzer olduğu ve dönemlere ayrıldığını görmekteyiz. Bu dönemler insanlığın doğum, yaşam, yozlaşma ve yok oluş dönemleri gibi parselleyerek ele almaktadır, mesela Kaliyuga dönemi inanışa göre Krişna’nın topuğundan vurularak ölmesiyle başlar. İnsanlığın yok olacağı dönem bu dönemdir, Kaliyuga dönemi yaklaşık M.Ö 2000’li yıllara dayandığı düşünülmektedir.

c.2.) Mokşa

Önceki bölümlerde evren tasavvurunun bir kısmından bahsettik. Bu kısımda ise doğum ölüm zincirinin kırılabilmesi gibi, “asıl”ın ne olduğu ile ilgili açıklamalar yapacağız.

Hinduizm için doğum ölüm zinciri aslında kötü bir şeydir, çünkü dünya pis bir yerdir ve burası ebedi yaşam için layık değildir. Buradan hangi yollarla kurtulunur? Sorusunun cevabını önümüzdeki bölümde göreceğiz.

“Mokşa veya mukti diye anılan kurtuluş kavramı varlığı bir üst âleme  ulaştırmakla alakalıdır. Mokşa her şeyden önce “varlığın doğum-ölüm zincirinden kurtulması anlamına gelir. Kurtuluşa ulaşan kimse mutlak tanrı Brahma ile tekleşir, onun özünde erir veya ondan bir parça haline gelir.”[12] Hinduizmin değişken olduğundan bahsetmiştik, burada da fikir aynı kalsa da Bhagavat Gita’da kişinin Brahma ile değil Krişna ile birleştiğini görürüz:         

Kızgınlık korku ve tutkuyu yenen

                        Bilgiyle olgunlaşan pek çok bilge

                        Arınarak soyundu, bana erdi

                        Bende çözüldü, özümde eridi[13]

Bu cümle bize Hinduizmin bazı kısımlarının değişebileceğinin yanında mokşa için gereken şartı da verdi: dünya dertlerinden kurtulmak ve bilge olmak.

                        işinin çıkarına bakmayarak

                        Bilge kişi gerçekle bütünleşir

                        Hep yeniden doğmaktan da kurtulur

                        Acının olmadığı o yere gelir[14]

Her ne kadar yol için gereken şart sayısı az olsa da az kişinin kurtuluşa ereceğine inanılır çünkü bu yoldaki engeller dünya eğlencesi ve yanılsamalardır ve Hinduizm bu kimseleri avidya (cahil) olarak tanımlamaktadır:

Varlığın kurtuluşa (mokşaya) manî olan en büyük faktör ise avidyâdır (cehalet). Avidyâ, bir anlamda varlıklar arasındaki birlikteliğin farkına varılamamasıdır, yani cehalettir.[15]

Görmekteyiz ki, dünya eğlencesi ve sevinilecek, üzülecek her şey gereksizdir, ve insanların yaptığı en büyük hata budur. Bu hatadan dönmek her kişinin değil ehlinin işidir, dolayısıyla bir Hinduizm mensubunun amacı sonraki hayatında kast sisteminde daha şerefli kısımlarda yer alıp en sonunda ruhban sınıfında doğunca atalar yurduna gitmesi şeklindedir demek yanlış olmaz.

c.3.) Margalar

Marga, kelime anlamı olarak “yol” demektir. Aslında Marga denilen şey, mokşanın bedensel olarak nasıl yapılacağının kılavuzudur diyebiliriz. Bu yollar genel kabule göre -Hinduizm’e değişken bir kültür demiştik- üçe ayrılır: Karma Marga, Cayni Marga ve Bakti Marga. Bunların teferruatlı ayrımı bizim anlatım alanımızı kapsamadığından yer vermeyeceğiz.

Karma Marga: En eski ve ana akım yollardan biri olan “Karma Marga”, “Amel yolu” demektir. Bu yolu sadece geçmiş hayatında yükselip Brahman, yani ruhban sınıfı olmuş biri uygulayabilir. Çünkü o zamanlarda sadece Brahmanlar el sürebildiği için ancak Brahman olunca Vedalar aracılığıyla tanrı ve karma-samsaraya boyun eğip idrak etmesidir.

Cayna Marga: Kelime anlamı olarak “Bilgi yolu” anlamına gelen bu yol, bilgenin yoga yoluyla bilge olup tanrıları idrak etmeye çalışmasıdır, bu kişi de avidyalığa dair her özellikten el çekmesi şarttır.

Bakti Marga: “Sevgi yolu” anlamına gelmektedir. Bu yol da daha modern dönemde ortaya çıkmıştır çünkü kast sisteminde kadının yeri her zaman birkaç adım geri olup mokşaya ermek için o hayatını iyi yaşayıp erkek olarak doğması gerekiyordu. Dolayısıyla modern dönemde ortaya atılan bu yorum herkesi sevmekle, Atman’ı ve Brahman’ı bulunduran her “şey”i yani bütün alemi sevmekle kurtuluşa erebileceği düşüncedir.[16]

2. Budizm’de Evren Tasavvuru

Budizm elbette müstakil bir şekilde ele alınmaya müsait olmakla beraber burada ana kavramlarını ve Hinduizmle hesaplaşmasını aktaracağız. Her şeyden önce anlamamız gereken şey ve bakmamız gereken açı Budizm’in Hinduizme karşı çıkan reaksiyoner bir doktrin olduğudur. Mesela Budizm’de refaha erme, cennet gibi bir tasvirde değil, direkt olarak yok oluş üzerinedir. Hinduist olduğu fakat aydınlandıktan sonra bu dinin aşırı ve gereksiz şeyler vaat eden bir yanılgı olduğunu düşünen Buda, bu dinin tanrısı kabul edilmiştir, dolayısıyla evren tasavvurları Hinduizme benzer olsa da ciddi farklılıkları da vardır.

Buda’nın kurtuluş öğretisinin özü şu dört kutsal gerçekten meydana gelir: 

  1. İnsanın varlığı kötülük, tatminsizlik, hastalık, yaşlılık, ölüm vb. ıstıraplarla yoğrulmuştur.
  2. Istırabın sebebi arzu ve isteklerdir. Bu da yeniden karma ve samsaraya, yeni doğum ve ölüme yol açar. 
  3. Istıraba son vermek için arzulardan, Dünya işlerinden sıyrılmak gerekir. Bu sürekli tekrarlanan devrelerden kurtulmanın yolu Nirvana’dır.
  4. Bu özgürlüğe, yeni hayata, Nirvana’ya ulaşabilmek ancak Buda’nın sekiz dilimli yolu ile mümkündür.

Bu sekiz dilimli yol ilk kutsal gerçeğin kavranılmasını, ikincisinin anlaşılmasını, üçüncüsünün de gerçekleşmesini sağlar. Maha Parinibbana Sutta’da geçen sila (ahlâk), samdhi (meditasyon) ve panna (hikmet) şeklindeki üç ana maddenin sonradan geliştirilmiş şekli olan sekiz dilimli yolun üç maddesi (doğru söz, doğru davranış, doğru geçim) silaya, iki maddesi (doğru muhakeme, doğru murakabe) samdhiye, üç maddesi de (doğru anlayış, doğru düşünce, doğru niyet) pannaya girer.”[17]

Kısaca dünya pis ve aşağı bir yerdir, ve bunun devamlılığı avidyalıktandır çünkü istekler ve duygular kişiyi dünyaya bağlar ve bu da karma ve samsaranın varlığını gerekli kılar, ve bu ilişki bu şekilde sürer gider. Bunlardan kaçış ve gerçek kurtuluş yolu ise kişinin kendisini Dünya’dan belli yollarla soyutlamasıdır. En nihayetinde kurtuluş, cennet değil yok oluştur. Bu noktada Budizm’in Hinduizm’e ait reddettiği şeylere bakmamız elzemdir. Budizm’in tavrı doğrultusunda kast sistemi ve çok tanrıcılığa karşıdırlar, fakat asıl kafa yormamızı gerektiren yer “Anatman” (Ruhun yokluğu) kısmıdır. Çünkü eğer kişinin ruhu yoksa öldüğünde başka bir bedene karakteri nasıl geçiyor sorusu elbette anlaşılması daha zordur. Buradaki açıklama: Beden, duyum, oluşumlar, algı ve bilincin olduğu beş maddedir, ve bu benliğimizi oluşturmaktadır, ki zaten asıl amaç bunların yok oluşu ve nirvanaya (sönüş) ermesidir.

Budizm’e Göre Karma Ve Samsara

Budizm’e göre karma ve samsaranın işleyiş biçimi ve yasa hakkındaki kabulü aynıdır. Fakat bunun algılanış biçimi kast, tanrılar (vb.) unsurların eklenmesinden dolayı Hinduizm’de farklılık göstermektedir, çünkü bahsettiğimiz üzere Hinduizm’e göre kişinin yaptığının karşılığını alarak yeniden doğması olağan bir şeyken Budizm’e göre bu pis bir şeydir ve bunlardan arınmanın, var olan her şeyden uzaklaşmaktır ve onlara göre Hinduizm  bu sebeple yanılgı içerisindedir. Bu yüzdendir ki Budizm reaksiyoner bir doktrindir. Hinduizm kültüründen ve anlayışlarından kopamamış olmakla birlikte karşı çıktıkları mühim hususlar vardır.

3. Hinduizm ve Budizm

Hinduizm ve Budizm’i olabildiğince açıkladık, şimdi amacımız bu evren tasavvurlarını yan yana koyup bir sentez oluşturmaktır.

Yukarıda dağınık bir şekilde bahsettiğimiz Anatman (ruhun yokluğu), kast sistemine karşı olması ve ayrıca politeist bir bakış açısına muhalif olan Budizm’de samsara problemi vardır. Hinduizm bu karma-samsarayı Atman-Brahman özdeşliğiyle sunduğundan dolayı sistemsel bir sorun veya açık yöneltilemiyordu. Fakat Budizm hem ruhu inkar edip, hem de kişinin yok olmadıkça samsarada kalacağı görüşünü benimsemiştir, buradaki sıkıntı: eğer sürekli ölüp başka bir hayatta doğuyorsak o zaman diğer bedenimize aktarılan cevher nedir? Budizm bunu 5 ögeyle açıklıyor: 1) Beden 2) Duyum 3) Oluşumlar 4) Algı 5) Bilinç. Fakat bütün bu özellikler de bedensel olduğundan ortada açıklanması kolay olmayan bir işlem vardır. Ek olarak tanrıları da kabul etmeyen Budizm, daha pesimist bir din algısı çizmiştir. Çünkü Dünya pistir, Buda dışında kurtarıcı yoktur, kalbin refaha ereceği bir cennet de yoktur. Tek amaç yok olmaktır. Bu kısımda Hinduizmi ayrıntılı bir şekilde açıkladığımızdan burada Hinduizmin kültürel açıdan zengin olduğunu ve bunun  düşüncelerine ve evren tasavvurlarına bakış açısından anlayabiliriz demekle yetineceğiz.

Sonuç

Yazımız boyunca  Hinduizm’in evren tasavvurundan ve bu sisteme karşı çıkan bir doktrin olan Budizm’den bahsettik ve ortaya parçadan bütüne giden bir resim ortaya koymaya çalıştık. Hinduizm’in kültürden çok etkilenen, ayrıca doğu dinlerinde gözlemlenen ruh merkezli sisteme sahip olan bir din olduğunu gördük. Ve makalemizin ana kavramı olan Karma-Samsarayı açıkladık ve en sonunda bu köklü dine reaksiyoner olarak çıkan bir doktrin olan Budizm’den bahsettik. Sonuç olarak çıkarımımız şudur: Bu dinler her ne kadar ayrıldıkları noktalar olsa da sistemlerinin beyni karma ve samsaradır. Tanrılar, kast, veya ahiret olmasa da Budizm denen bir düşüncenin varlığını sürdürebildiğini görebiliriz ancak bu meselenin cevherini çıkarırsak Hinduizm veya Budizm’e dair bir şey konuşmamız mümkün olamaz. Bu sebeple Karma ve samsara Hint düşüncesinin merkezi ve olmazsa olmazıdır.

Metnin PDF haline erişmek için tıklayınız.

KAYNAKÇA

Renou, Louis, Hinduizm, İstanbul, İletişim, 1993

Aydın, Mahmut, Dinler tarihi, İstanbul, Ensar, 2022

Güngören, Ömer Cemal (çev.), Bhagavat Gita, İstanbul, Yol, 2020

Tümer, Günay, Budizm, Tdv, 2024

Demirci, Kürşat, Hinduizm, Tdv, 2024


[1]* senelaliasaf@gmail.com

[2] Louis Renou, Hinduizm, İstanbul, İletişim Yayınları, 1993, s.10

[3] Bhagavat Gita, (çev.) Ömer Cemal Güngören, (çev.) 2020, 61

[4] Ömer Cemal Güngören, Bhagavat Gita, İstanbul, Yol, 2020, 158

[5] Louis Renou, Hinduizm, İstanbul, İletişim Yayınları, 1993, 55

[6] Louis Renou, Hinduizm, İstanbul, İletişim Yayınları, 1993,

[7] KÜRŞAT DEMİRCİ, “HİNDUİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hinduizm (29.08.2024).

[8] KÜRŞAT DEMİRCİ, “HİNDUİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hinduizm (29.08.2024).

[9] Bhagavat Gita, (çev.) Ömer Cemal Güngören, (çev.) 2020, 61

[10] KÜRŞAT DEMİRCİ, “HİNDUİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hinduizm (29.08.2024).

[11] Mahmut Aydın, Dinler Tarihi,  107

[12] KÜRŞAT DEMİRCİ, “HİNDUİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hinduizm (29.08.2024).

[13] Bhagavat Gita, (çev.) Ömer Cemal Güngören, (çev.) 2020, 95

[14] Bhagavat Gita, (çev.) Ömer Cemal Güngören, (çev.) 2020, 69

[15] KÜRŞAT DEMİRCİ, “HİNDUİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hinduizm (29.08.2024).

[16] KÜRŞAT DEMİRCİ, “HİNDUİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hinduizm (29.08.2024).

[17] GÜNAY TÜMER, “BUDİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/budizm (29.08.2024).

Avatar fotoğrafı

Ali Asaf Şenel

İHYÂ – III

Kadıköy Anadolu İmam Hatip Lisesi 2. Sınıf Öğrencisi

iletişim: senelaliasaf@gmail.com